Hugo'nun Sefiller'i...


   Yazıldığı dönemden günümüze kadar önemini kaybetmeyen, Klasik dünya edebiyatının ölümsüz başyapıtlarından biri olarak kabul edilen  Sefiller, Victor Hugo’nun öne çıkan romanlarından biridir. Fransız edebiyatının en önemli romanlarından biri olan, yazıldığı döneme ayna tutarak mükemmel bir kurguyla tasarlanan Sefiller, Hugo’nun da en çok okunan klasikleri arasında yer almaktadır. Edebi değerini koruyarak zamanın ötesine taşınmış, felsefi romantizmin penceresinden okuyucuyla buluşturulmuş bir başyapıt... Her dönem okuyucu kitlesi tarafıdan benimsenmesinin nedeni, dünya üzerinde var olan her şeyi; aşkı, sevgiyi, savaşı, siyaseti, sefaleti...bütün çıplaklığıyla işlemesi, yaşama dair her şeyi içeriğinde barındırmasıdır.  İyiliğin ve kötülüğün sarsılmaz çatışması, karanlığın ve  aydınlığın mücadelesi , toplumsal düzendeki adaletsizliğin ve hukuksuzluğun en üst seviyelerde yaşanması yadsınamaz bir gerçeklikte anlatılmaktadır.




   Sefiller, mevcut düzene karşı müdahele isteği, tasvir ve derinlemesine karakter tahlilleriyle sindire sindire okumamızı sağlayan, aşkın, insanlığın ve değişimin vurgusunu muazzam ölçüde aktaran şairane bir eserdir.  19. Yüzyıl Fransa’sının sosyo-ekonomik yapısına, Paris sokaklarındaki barikatlara, toplumun eşitsiz, katmanlı yapısına, Fransız Devrimi’nin etkilerini, toplumun gözüyle aktararak okuyucunun döneme şahit olmasına olanak sağlamktadır.  İnsanoğlunun varoluşundan beri süregelmiş en büyük mücadelelerinin bütün yönleriyle ele alınması, hukuk sisteminin adaletten yoksun olarak yargı dağıtması ama asıl yargıçın vicdan olması, fakirliğin ve yoksulluğun derinliğindeki gerçekliğin her seferinde okuyucu sarsmaktadır. Hugo, olay örgüsünü  farklı başlıklar altında anlatarak okuyucunun zihninde birleştirmeyi amaçlamaktadır.

  Romandaki karakterlerin bağlanıp bir araya gelmesiyle oluşan Modern çağ trajedisinin başkahramanlarının yaşam hikayelerinin anlatıldığı eserde; Jean Valjean’ın piskopos ile tanıştıktan sonraki yaşamı, değişimi, hayata bakış açısı anlatılmaktadır. Bu arada Hugo karakter tahlilleri yaparken Fransa tarihi hakkında da uzun ve önemli bilgiler vermektedir. Kitapta ilk tanıdığımız karakterlerden biri psikopostur. Psikopos çevresinde zor durumda olan insanlara yaptığı iyiliklerle ve yardımlarla tanınan bir din adamıdır.  Jean Valjean ise sistem tarafından suça itilerek, toplumun en aşağı konumunda görülen bir kürek mahkumudur. Mahkum olduğu süre içinde birkaç defa kaçmayı deneyen ama başaramayan, bu teşebbüsleri yüzünden kürek cezasının süresi uzayan ve en son ki kaçma deneyiminde başarılı olan Valjean’ın yaşamla olan çetin mücadelesinin öyküsü...Bulunduğu her yerde eski bir kürek mahkumu olduğu anlaşılan Jean Valjean toplum tarafından dışlanarak aşağılanması sonucunda sokaklarda yaşamaya başlamaktadır. Bir gün Valjean’ı kaldırımda sefil  halde  bulan bir kadın onu piskoposun evine yönlendirir, çünkü kendisine açılacak tek kapı o kapıdır. Piskopos tarafından evine kabul edilen Jean Valjean hayatında ilk defa biri tarafından yardım görmektedir. Bu yardım karşılığında ise içindeki kötülüğün esiri olan Jean Valjean Piskoposun evindeki şamdanları çalarak kaçmaktadır. yolda çaldığı şamdanlarla birlikte yakalanan Valjean, Piskoposun evine geri getirilir. Valjean’ı ele vermeyen Piskopos ona hayatının dersini vermektedir. Bu durum Hugo’nun kaleminden şu cümlelerle anlatılmaktadır: “Jean Valjean psikoposun evinden ayrıldığında, dünyayı her zamanınkinden farklı düşüncelerle gözlemleye başlamıştı.” Hayatının dönüm noktasını yaşayan Valjean geçireceği dönüşümlerle kendini tamamen kötülükten arındırarak, yaptığı yardım ve iyiliklerin ulaştıırdığı manevi hazza bırakmaktadır. Kendine yeni bir kimlik yaratarak yerleştiği kasabanın ekonomik koşullarını güçlendirerek kalkınmasını sağlayan Valjean kasabanın belediye başbakanı seçilmektedir. Bu dönem içinde birçok yardımda bulanan Valjean, Fantine adlı ölüm döşeğindeki kadının da yabancı bir aileye evlatlık olarak vermek zordunda kaldığı kızı Cosetteye sahib çıkmaktadır. Bu süreç içerisinde Cosette ve Jean Valjean arasında gelişen baba-kız ilişkisi, sevgi, bağ, aşk müthiş bir şekilde anlatılmaktadır. Valjean’ın acılarla dolu olan yolcuğunda her daim onu izini sürerek yakalamaya çalışan bir de takıntılı kanun adamı Javert vardır. Javert’tan kaçarak Cosette ile birlikte birçok maceraya sürüklenen Valjean’ın yolu Marius ile kesişmektedir. Marius ise mücadeleci ve devrimci kişiliğiyle dönemin ekonomik ve siyasi koşullarına direnen bir gençtir. Cosette ile tanışarak tutkulu bir aşk yaşamaya başlayan Marius, Fransız Devrimi’nin ortaya çıkmasıyla birlikte kendini barikatta savaşırken bulmaktadır. Barikatın arkasında direnenleri de detaylı bir biçimde tasvir eden Hugo’ nun en sevdiğim karakterlerinden biri Gavroche’dur. Gavroche, Paris’in arka sokaklarının şair ruhlu, sevimli, devrimci bir çocuğudur.
  
  Hakkında binlerce kelimeyi yan yana dizebileceğim bir eser olsa da benim için ne ifade ettiğini tam olarak anlatamayacağım özel bir eser. Kitaptaki yaşamlar, hayatımda silinemeyecek izler bırakarak, dönemin koşullarındaki insanların durumlarını da içselleştirmemi sağlayadı…Sonuç olarak; dönemin kültürel yapısı,sosyo-ekonomik koşulları ve bu koşulların insan ilişkilerine ne denli sirayet ettiğinin analiz edildiği, üstelik bu analizin şairane bir estetikle okuyucuya sunulduğu Hugo’nun bu muazzam eseri muhakkak okunmalı…



Yazar: Aylin Taşkıran

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fransız Sineması'nın Ölümsüz Yönetmeni Agnes Varda'nın Dikkat Çeken 10 Filmi..